Bizi Takip Edin

Biyoteknoloji

Kök Hücre ve Tedavi

Yayınlandı

on

Kök Hücre ve Tedavi

Röportaj: Cansu Acar

Ata hücrelerimizden biri olan kök hücre, kendini yenileme özelliği sayesinde çoğalabilmekte ve bu sayede hasta bir doku hasarında rejenerasyona doğru gidebilmektedir. Ayrıca orijinal dokuyu yenileştirip yani semptomları ortadan kaldırma gibi bir özelliğe de sahiptir.

Kök hücre çalışmaları yapan Scideus firmasının Ceo su Doktor Ali Torabi ile kök hücreyi konu alan röportajımız.

Kendinizden ve yaptığınız çalışmalardan bahseder misiniz?

Doktor Ali Torabi, hekimim. Tıpı Macaristan’da Semmelweis University Of Medical Sciences de bitirdim. Türkiye’ye geldim. Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Kas İskelet Sistemi ve Rejeneratif Anabilim Dalı’nda doktoramı yaptım. Hacettepe Teknokent’e bir proje üzerinden giriş yaptık. İki senedir burada birkaç tane Ar-Ge proje üzerine çalışıyoruz. Hacettepe ve Yıldırım Beyazıt üniversiteleri ile beraber başka yan çalışmalarımızda vardır.

Kök hücre deyince ne anlamamız lazım?

Yani vücudun hücreleri kökenleri demektir bir nevi. Bizim ata hücrelerimiz diyebiliriz aslında. Özelliklerine göre farklı farklı seviyeleri vardır. Seviyesi yüksek ve şu an klinikte kullanılmakta olan multipotent potansiyeline sahip kök hücrelerdir. Bu hücreler farklı dokulara diferansiye olabilen (farklılaşan) hücrelerdir. Bunlar üzerine klinikte aslında farklı yaklaşımlar vardır. Başka bir özelliğiyse self-renewal (kendini yenileme) özellikleri sayesinde bu hücreler kendilerini çoğaltabilirler. Ve bu özellik üzerine farklı degeneratif hastalıklarda rejeneratif özelliği verebilirler ve bu sayede hasta bir doku hasarında rejenerasyona (iyileşmeye) doğru gidebilir.

Kök hücrenin teknolojileriyle alakalı ne söylemek istersiniz?

Kök hücre çok geniş bir alandır. Mesela totipotent kök hücreler vardır. Ancak çalışması mümkün değildir bu tip hücrelerin. Genelde fetüslerde kaynaklı olan totipotent ve embriyojenikkök hücreler vardır. Çalışmalarında etik problemler olduğu için genelde, pratikte çalışılması mümkün değildir. Sadece bazı araştırmalarda belki uygun olabilir. Şuanda dünyada induced pluropotent stem cell (indüklenmiş pluropotent kök hücre) bir tanım vardır. Bu hücreler biraz daha diferansiye (farklılaşmış) yani yetişkin hücreleri alıyorlar sonra onları genetik mühendisliği ile bir önceki seviyeye dönüştürüyorlar. O hücreler zaten daha pratik ve elverişli hücrelerdir. Ancak laboratuvarlarda daha fazla manipülasyon gerekli olan ve şuanda ileri teknoloji gereken hücrelerdir ki bunlar pratikte kullanabiliyorlar.

Bizim çalıştığımız hücreler dünyada ilk kez Sayın Prof. Dr. Murat BOZKURT hocamız ile beraber Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nde yaptığımız bir çalışmaydı. İlk seviye çalışmasını yaptık. İyi sonuçlar aldık, bu in-vitro (laboratuvar)ortamda çalıştığımız bir projeydi. Fetomaternal Mikrokimerizm olarak bir konu açılmış dünyada. Bu konu hamile kadınların kanları üzerinde çalışmalar yapmışlar. Bunu pluropotent kök hücre ya da kök hücre özelliğine sahip bir hipotez üretmişler. Bazı çalışmalar olmuştur bunun üzerine. Ama o kadar iyi sonuç vermemiştir. Biz bunu aslında Yıldırım Beyazıt Üniversitesinde yaklaşık 60 tane makalenin meta analizini yaptık. Meta analiz sonucunda bir hipotez oluşturduk. Ve ilk seferde dünyada hamile kanını direkt olarak in-vitro da osteoartrit üzerine çalışmasını yaptık. Ve bunu etkili olduğunu ilk sefer dünyada gösterdiğimizi söyleyebilirim. Yaptığımız çalışmada osteoartritli hastanıntotal diz protezi ameliyatından aldığımız kondrositler üzerine primer kültür yapmıştık. O hücreleri çoğaltmıştık laboratuvarımızda. Ve o hücreler üzerine modifiye edilmiş hamile sıçan kanı serumu ekledik. Yaklaşık on kez daha fazla kondrogenez etkisini gördük in-vitroda. İnvitro çalışma olarak harika bir sonuç aldık. Significant (anlamlı) olarakda şu an bilim insanları da biliyorlar, p-value çok önemli bir konudur. 0.005 olarak biz bir p-value aldık. Bu çok güzel bir sonuç. İlk sefer dünyada osteoartritik hastalıklarında bu modifiye edilmiş hamile kanı serumunu biz kanıtladık. Kök hücre seviyesinde hamile kanı bankası oluşturmayı düşünüyoruz. En büyük özelliği embriyojenik ya da fetüsten alınan kök hücreleri yani en iyi kaynak söyleyebiliriz ama hem ethical issues (etik nedenler) var hem de çok yan etkileri var ve kontrolü çok zor oluyor laboratuvarda. Daha düşük seviye yetişkin hücrelere kullandığımızda da induced pluropotent stem cell (indüklenmiş pluropotent kök hücre) hücreler söylediğim gibi çok manipülasyon lazımdır. Yaptığımız çalışma gibi modifiye hamile kadın kanı gibi olan bir iyi hücre çoğalması için rejeneratif tıp için aslında gerçekten iyi bir kaynak olduğunu düşünüyorum kök hücre için. Ve inşallah gelecekte Türkiye olarak dünyada büyük iz bırakabilir bu çalışma.

Kök hücrenin tedaviye etkileri nelerdir?

Rejeneratif tıp da ya da rejeneratif tıbbı şöyle çeviririm yani yenileştirme. Aslında doku hasar görünce birçok doku da olduğu gibi kas ve iskelet sistemi üzerinde hareket ettiğimiz örnek olarak osteoartrit hastalığı verilebilir. Cartilage (kıkırdak) olarak aslında dokumuz regenerative (yenileştirme) doku yenileştirme düşük özelliğe sahip bir dokudur. Doku hasarında hücreler genellikle, birçoğu geri dönüş yapmıyorlar yani yenileştirme problemi oluyor orada. Kıkırdakta o şekilde yaş ileri gidince tabiki genetik faktörlerde katkıda bulunuyor ama ondan hariç travmalarda, işte başka problemlerde ortopedik problemlerde bazı hastalar daha yatkın olabilirler osteoartrit ve kıkırdak probleminde. İşte kıkırdakta bir yenileştirme özelliği düşük olan bir doku olarak hasar kalıcı oluyor. Parasal olarak da hem devlete hem hastalara ekonomik olarak kötü etkiler koyuyor. Ondan dolayı doku yerleştirme bilim örnek olarak bu açıdan yardımcı olabilir. Biz o dokuyu komple yenilemek üzerine çalışabiliriz. Son seviye olarak ameliyat olması osteoartritik hastalarda son çare olarak yaptırıyorlar. Ve aslında hasta semptomatik iken asemptomatik oluyor. Ama rejeneratif tıp kök hücre kullandığımızda o dokuları hasarları yenileştiriyor. Orijinal dokuyu yenileştirip yani semptomları ortadan kaldırıyor. Ekonomik olarak daha ucuz olduğunu söyleyebilirim. Yani uzun vadede bakarsanız ameliyatlı hastalarda uzun dönemde problemleri oluyor. Tekrar hastaneye gelmeleri gerekiyor. Hem ekonomik hem de semptomatikten dolayı rejeneratif tıp ve kök hücreler aslında (rejeneratif tıp da growth (büyüme) faktörlerde var başka faktörlerde var işte özel olarak yenileştirme için)öyle bir yardım ediyor.

Kök hücrenin tedaviye ve sağlık kurumlarına maliyet açısından olumu etkileri nelerdir?

Maddi olarak yeni teknikler ile daha ucuz yöntemler ortaya çıkıyor. Örnek olarak bizim çalıştığımız projede yani hamile kadın kanı modifiye edilmiş kök hücre özelliğine olan materyal daha ucuza olduğunu düşünüyoruz.  Bizim çalıştığımız yöntem ucuza denk geleceğini düşünüyorum. Rejeneratif tıp uzun vadede hem hastanın yaşam tarzı olarak çünkü hasarlı dokuyu artık ameliyat etmiyoruz. Yenileştirme yapıyoruz orijinal dokuyu. İlk başta belki daha pahalı olabilir ama uzun vadede kesinlikle ekonomik olarak avantajları var.

Kök hücrelerde gelecekte olmasını beklediğiniz yenilikler nelerdir?

İlk kendi projemizden bahsetmek istiyorum. Yaptığımız metot aslında komple yeni bir kategori söyleyebilirim. Birçok kategori var. Söylediğim gibi yetişkin hücreleri işte genetik mühendisliği ile geriye çekmek ve kök hücre özelliği vermek ve tekrar onları kullanmak dokudiferansiyesi (farklılaşması) için. O bir kategoriye giriyor. Embriyonik kök hücre kullanımı başka kategoriye giriyor.  İşte kemik iliği kök hücreleri o başka bir kategoriye giriyor. Ama işte bu kategoriler hepsi kategori olarak metotlar yenileştiriyor. Şuanda pratikte de kemik iliği konsantresi ya da stromal konsantreler olarak bir anlam var. Yani kemik iliğinden çekilen materyal kök hücre söyleyemeyiz çünkü yani biraz kök hücreden daha düşük seviyede olarak ama kök hücre özelliği de taşıyorlar ki mesela bu pratiğe girmiş bir yöntem, ne kadar avantajlı? Başka yöntemlerle karşılaştırmak söz konusu. Bir ülkeye avantaj sağlaması için kök hücre kullanmak ve rejeneratif tıp da aslında metotları kullanmak çok daha etkili olabilir. Bilimin geleceğine de birçok dokuya işte örnek olarak kesinlikle gelecek 15 sene de diyabet, şeker hastalarında özellikle Tip-I’li bir hastalıkları kesinlikle kök hücre üzerine problemini çözecekler. Belki artık ilaç kullanmaya da gerek kalmaz.

Eklemek istediğim şöyle bir nokta var. Biz Scideus şirket olara

k super advanced yani yüksek teknolojiye sahip olan bir teknolojiyle çalışma yapıyoruz.

Scideus İlaç ve Medikal Sanayi LTD

Üniversiteler Mahallesi 1596 Cad. Hacettepe Teknokent Sit. 6C Apt. NO: 6 C / 11 Çankaya / Ankara

https://www.scideus.net/

Dr. Erkan SARIŞIN 27.11.1983 yılında istanbul kartal'da dünyaya geldi ve ilk ve orta okulu Kartal'da tamamladı lise öğrenimini Kartal lisesinde tamamladıktan sonra 2001 yılında Cerrahpaşa tıp fakultesini kazanarak üniversite hayatına başladı üniversiteyi iyi bir derece ile 2005 yılında mevzun oldu yüksek lisansını akdeniz üniversitesinde tamamladıktan sonra istanbul kartalda bir tıp merkezin doktorluk görevine başladı 2008 yılında başladığı tıp merkezini 2012 yılında satın alarak kartala daha iyi hizmet vermek için yoluna devam etmektedir.

Okumaya devam et
Tıkla Yorum Yap

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Biyoteknoloji

Boğaziçi Üniversitesi’nden Dayanıklı Aşı Taşıyıcı Protein Mikrokürecik Teknolojisi

Yayınlandı

on

Boğaziçi Üniversitesi’nden  Dayanıklı Aşı Taşıyıcı Protein Mikrokürecik Teknolojisi

Boğaziçi Üniversitesi’nde geliştirilen ‘Dayanıklı Aşı Taşıyıcı Protein Mikrokürecik Teknolojisi bu kez de Çin Patent Ofisi’nden patent aldı. Dünyada ilk kez Türk bilim insanları tarafından geliştirilen ve ASC proteini mikroküreciklerinden oda sıcaklığında 30 gün dayanabilen aşı taşıyıcı teknolojisi Avrupa Patent Ofisi, Japonya ve ABD’den patent almıştı.

Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nesrin Özören’in Çin Patent Ofisi’nden patent almış olması sebebiyle ‘’triadic patent’’ olarak adlandırılan buluşu, Türkiye’nin ilk ve tek biyoteknoloji patenti olarak artık dört dünya bölgesinde koruma altına alınmış oldu. Uluslararası yatırımcıların dikkatini çekmesi beklenen‘Dayanıklı Aşı Taşıyıcı Protein Mikrokürecik Teknolojisi’, tüm dünyada Kuş Gribi ve Domuz Gribi gibi hastalıkların yanı sıra, Zika benzeri dünyayı sarsan yeni virüslere karşı da etkin bir buluş olarak kabul görüyor.

Boğaziçi Üniversitesi Yaşam Bilimleri Araştırma Merkezi ve Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nesrin Özören’e, “oda sıcaklığında 30 gün muhafaza edilen aşı taşıyıcı protein mikrokürecik teknolojisi” buluşu için ABD, Japonya, Avrupa Patent Ofisi’nden sonra Çin’de patent verdi. 2009 yılından bu yana Boğaziçi Üniversitesi’nde sürdürülen proje kapsamında geliştirilen “ASC zerrecik/mikrokürecik aşı taşıyıcı” teknolojisi, soğuk zincir standartlarından bağımsız olarak dünyanın her yerine aşıların bozulmadan gönderilmesini olanaklı hale getiriyor.

Prof. Dr. Nesrin Özören

Boğaziçi Üniversitesi’nde geliştirilen sistemin dünyada henüz mevcut olmadığının altını çizen Özören “Günümüzde aşı teknolojisinde kullanılan lipozom veya nano-parçacık odaklı farklı taşıyıcı sistemler var ancak bizim geliştirdiğimiz mikro kürecik sistemi yepyeni bir teknoloji. Bu sistem, ASC proteininin meydana getirdiği iplik yapılarının birbiri üzerinde katlanarak yumak gibi tanımlanabilecek sağlam bir yapı oluşturmasından kaynaklanıyor” diye konuştu.

AŞILAR NORMAL ISI KOŞULLARINDA DÜNYANIN HER YERİNE GÖNDERİLEBİLECEK

Günümüzde kullanılan yeni nesil aşılara mikroorganizmaların sadece en çok bağışıklık yanıtı veren parçaları dâhil ediliyor, bu yapıları içeren aşıların da 2-8 0C derecede ve sabit koşullarda saklanmaları gerekiyor. Dünyada ilk kez ASC zerrecikleri üzerinde başka moleküllerin (antijenlerin) taşınabileceğini ve bunların makrofaj hücreleri tarafından sindirilebileceğini bulup bu sayede aşı teknolojisi geliştirdiklerini ifade eden Prof. Dr. Özören, dışarıdan bir virüs ya da mikroorganizma hücre içine ya da vücut içine geldiğinde tetiklenen bu mekanizmanın enfeksiyon bölgesindeki mikroorganizmanın yok edilmesinde etkili olduğunu belirterek, “Buluşumuz olan ASC zerrecik taşıyıcısı; üzerine yüklenen antijenleri/uyaranları 30 gün boyunca oda sıcaklığında ya da donma/çözülme döngülerine dirençli bir şekilde koruyor. Bu teknoloji ile geliştirilecek tüm aşılar; bugün ihtiyaç duyulan sabit koşullar yerine normal ısı koşullarında dünyanın her yerine gönderilebilecek” dedi.

 

Kaynak

ntv.com.tr

02.01.2019 – 11:27

Okumaya devam et

Biyoteknoloji

Hastalıkların Moleküler Haritası Çıkarılacak

Yayınlandı

on

Hastalıkların Moleküler Haritası Çıkarılacak

Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) Başkanı Prof. Dr. Adil Mardinoğlu, “12 bin 500 hastamızda yaklaşık 101 farklı hastalığın moleküler haritasını çıkaracağız.” dedi.

Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) Başkanı Prof. Dr. Adil Mardinoğlu, “12 bin 500 hastamızda yaklaşık 101 farklı hastalığın moleküler haritasını çıkaracağız.” dedi.

Amerikan Biyoteknoloji şirketi Gilead’ın düzenlediği 7. Gilead ile Hayat Bulan Fikirler Ödül Töreni’nde konuşan Mardinoğlu, bu projede yaklaşık 34 farklı merkezden 12 bin 500 hastanın kan örneği, tükürük, dışkı ve doku örneklerini aldıklarını söyledi.

Mardinoğlu, “Biz Türkiye’deki bilim ortamının özellikle genç fikirlerin desteklenmesini desteklemekteyiz. Biz zaten yeni bilimde yaptığımız iş birliği çağrılarında bu şekilde faaliyet gösteren yenilikçi firmalarının ilaç, aşı, tanı kiti ve tıbbi cihaz geliştirmelerini desteklemek istiyoruz. Bu noktada TÜSEB olarak birçok farklı klinik çalışmayı özellikle ürün adaylarının klinikte kullanılan ürünlere dönüştürülmesi için klinik çalışmalarını desteklemeyi planlıyoruz. Kişisel ve dönüşümsel tıp projesiyle biz 12 bin 500 hastamızda yaklaşık 101 farklı hastalığın moneküler haritasını çıkararak ileri son teknolojiyi kullanarak yeni ilaç adayları yeni tanı kiti adaylarının geliştirilmesi için bir projemiz olacak.” dedi.

Hayat Bulan Fikirler Bilimsel Jüri Başkanı Prof. Dr. Sabahattin Kaymakoğlu da “Bugün Gilead’ın 7. Hayat Bulan Fikirler Ödül Töreninde hep birlikteyiz. Gilead yıllardır Viral Hepatitler, HIV ve Hematolojik Malignitelerde ile ilgili alanlarda araştırmacıları destekliyor. Bu bir gelenek haline geldi.” dedi.

Bu araştırmaların desteklenmesi, Türkiye’de bu konularla ile ilgili daha ileri düzeyde bilgilerin oluşması, tedavi stratejilerin gelişmesi tanı stratejilerin geliştirilmesi açısından önemli olduğunu belirten Kaymakoğlu, hasta ve hasta yakınları ile ilgili sağlık kesiminin iletişimi bunların daha iyi konumlandırılması konusunda çalışmaların Gilead tarafından desteklendiğini belirtti.

Kaymakoğlu, geleneksel hale gelmiş bu desteklerin bundan sonra devamının en büyük dilekleri olduğunu kaydetti.

“13 milyondan fazla hasta HIV alanında Gilead tedavilerini kullanıyor”

Gilead Sciences Avustralya, Kanada, Avrupa Medikal İlişkiler Başkan Yardımcısı Michael Elliott ise Gilead Sciences’ın HIV alanında geliştirdiği ilaçlar ile AIDS hastalığını ölümcül ve çaresiz bir hastalık olmaktan çıkartıp kronik bir hastalığa dönüştürmeyi başardığını söyledi.

Elliott, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Gilead Sciences olarak kurulduğumuz günden bu yana insan sağlığını tehdit eden hastalıklara tedavi geliştiriyoruz. Sürekli yeni tedaviler geliştirmeye adanmış çalışanlarımızla dünyada 35’ten fazla ülkede HIV, Karaciğer hastalıkları, Hematoloji ve Inflamasyon alanlarında faaliyet gösteriyoruz. Hepatit B hastalarının yaşam süresinin uzatılmasında çığır açan tedavileri hastaların kullanımına sunduk. Hastalığın tamamen ortadan kaldırılması için de bilimsel çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Hepatit C alanında daha kısa sürede ve daha az yan etki ile iki tedavi rejimini geliştirdik. HIV/AIDS’in tamamen yok edilebilmesi için ilaç geliştirme çalışmalarımız devam etmektedir. Bugün dünyada 13 milyondan fazla hasta HIV alanında Gilead tedavilerini kullanıyor.

Gilead olarak geleceğe yatırım yapı

yoruz. Araştırma geliştirme çalışmalarına toplamda beş milyar dolardan fazla yatırım yaptık. Sadece medikal anlamda değil sosyal olarak da bu hastalıkların tedavisi için yardımlarımız ve desteklerimiz sürüyor. Gelişmekte olan ülkere yaptığımız yardımların yanı sıra bilimi desteklemek adına yapılan tüm çalışmalara da kaynak ayırıyoruz. Elton John AIDS Vakfı ile başlattığımız Radian projesi global anlamda HIV mücadelesi için önemli bir destek programı. Hayat Bulan Fikirler de bu projelerden bir tanesi. Gilead Sciences Türkiye ARGE faaliyetleri için son beş yılda altı milyon dolar kaynak ayırdı. Bu yıl yedincisi yapılan Hayat Bulan Fikirler bağış programında ise yaklaşık 800 bin dolarlık bir destek sağladı.”

8 yeni projeye yaklaşık 100 bin dolar katkı sağlanacak

Gilead Sciences Türkiye’nin 7 yıldır sürdürdüğü bağış programı, Hayat Bulan Fikirler bu yıl da yeni projelerin hayata geçirilmesini sağlayacak. Desteklenen her iyi fikir, hayatı değiştirir diyerek yürütülen programa kapsamında bu yıl 4’ü bilimsel, 4’ü sosyal olmak üzere 8 yeni projeye yaklaşık 100 bin dolar katkı sağlanacak.

Gilead ile Hayat Bulan Fikirler bağış programına 2013 yılından bu yana 300’ün üzerinde başvuru yapıldı. Gilead Sciences Türkiye bugüne kadar HIV, Hepatit B, Hepatit C, hematoloji, onkoloji ve sistemik mantar enfeksiyonları gibi hastalık alanlarında 39’u bilimsel, 15’i sosyal toplam 54 projeye destek verdi.

Ödül töreni çerçevesinde önceki yıllarda ödül alan proje sahiplerinin deneyimlerini ve projelerini paylaştığı bir de panel düzenlendi.

Panelde Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden Dilek Yıldız Sevgi (2013), İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi’nden Sevgi Beşışık ve Metban Mastanzade (2016) ve Kırmızı Şemsiye Cinsel Sağlık ve İnsan Hakları Derneği (2017), ödül öncesi ve sonrası yaşadıkları süreçleri ve ödülün projelerine katkılarını paylaştı.

Okumaya devam et

Biyoteknoloji

Bio Türkiye Kongresi

Yayınlandı

on

Bio Türkiye Kongresi

5-7 Mart Tarihlerinde İstanbul’da yapılacak olan Bioturkiye kongresi Türkiye ve uluslararası  bir çok değerli isimlerin katılması beklenmektedir. Komitenin davet mektubu ve  kongre konuşları aşağıdadır.

Değerli Akademisyenler, Sayın Meslektaşlarım, Bürokratlarımız, İlaç Endüstrimizin Çok Değerli Temsilcileri ve Sevgili Öğrenciler,

İVEK Vakfı Ar-Ge & Biyoteknoloji Komisyonu sağlık alanındaki stratejik amaç ve hedefleri doğrultusunda, Türkiye medikal ve farmasötik biyoteknoloji ekosisteminin geliştirilmesi ve tüm paydaşların katkılarının sağlanabilmesi maksadıyla, BIO Türkiye Organizasyonu’nu uluslararası boyutta düzenleyecektir. BIO Türkiye’nin, medikal ve farmasötik biyoteknoloji alanında doğrudan ya da dolaylı tüm paydaşları bir araya getirmesi ve Türkiye’deki biyoteknoloji ekosisteminin kamu, sivil toplum kuruluşları, üniversite ve endüstri olmak üzere alanın sorunlarının ve çözüm önerilerinin tartışıldığı verimli bir platform işlevi görmesi amaçlanmıştır. Bu organizasyon içinde üç ana etkinlik bulunacaktır.

BIO Türkiye – BIOSphere
BIO Türkiye – StartHUB
BIO Türkiye – Uluslararası Biyoteknoloji Kongresi

BIOSphere
BIO Türkiye içerisindeki bilimsel (akademik) bildiri ve sunumlar dışında kalan alanlarda sunumlar, bildiriler, öneriler, atölye çalışmaları, paneller, sempozyumlar, çalıştaylar ve etkinliklerin tamamı BIOSphere etkinliği içinde değerlendirilecektir. BIO Türkiye Organizasyonu içinde tüm paydaşlar arasında hem networking hem de partnering çalışmaları yapılarak ekosistemin geliştirilmesi ve bu açıdan kamu destekleri ve organizasyonları gibi tüm destek kuruluş ve organizasyonlarının tanıtımları ve hedef kitlesiyle buluşturulmaları sağlanmış olacaktır.

StartHUB
Biyoteknoloji alanında çalışan start-upların ya da henüz girişime dönüşmemiş ürüne dönük araştırmaların bir araya getirildiği bir platform, bu çalışmaların ihtiyacı olan destek ya da yatırımlarla buluştuğu bir HUB (bağlantı) ortamıdır. Start-uplar arasında ya da start-upların ihtiyaç duyduğu ulusal ve uluslararası networking ve partnering etkinlikleri için ortam oluşturacaktır.

ULUSLARARASI BİYOTEKNOLOJİ KONGRESİ
BIO TÜRKİYE- Uluslararası Biyoteknoloji Kongresi, medikal ve farmasötik biyoteknoloji alanında bilimsel katkıda bulunan, biyoteknolojik ilaç üreten, farklı platformları bir araya getirerek güncel bilgilerin aktarılması ve paylaşılması amaçlamaktadır. Biyoteknoloji alanının multidisipliner özelliği nedeniyle ilgili tüm bilimsel disiplinlerden katkı sağlayacak içerik ve kapsamla düzenlenmektedir. Kongrede zenginleştirici bir unsur olarak uluslararası bir katılım planlanmaktadır.

Ana Başlıklar Ve Konu Başlıkları

Farmasötik Biyoteknoloji
 Biyolojik/Biyoteknolojik ilaçların üretimi
 Biyolojik/Biyoteknolojik ilaçların analizi
 Biyolojik/Biyoteknolojik ilaçlarda preklinik ve klinik çalışmalar
 Biyolojik/Biyoteknolojik ilaçların ruhsatlandırılması
 Biyolojik/Biyoteknolojik ilaçlarda patent
 Biyoteknolojik aşıların üretimi
 İleri tedavi tıbbi ürünleri

 Nadir hastalıklarda biyoteknolojik ilaçlar
 Oligonükleotit İlaçlar
 Nanobiyoteknoloji

Hücresel Tedaviler ve Gen Tedavileri
 Genom edisyonu tekniklerinde yenilikler
 Genom edisyonunda etik sorunlar
 Tek gen hastalıklarında, diyabette, kanserde gen tedavileri
 İmmünoterapide gen tedavileri
 Yeni nesil aşıların (RNA, neoantijenler) uygulamaları
 Hücresel ve Dendritik hücre bazlı aşıların klinik uygulamaları
 CAR-T hücreleri ve CAR-NK hücrelerin uygulamaları
 Rejeneratif tıpta hücresel tedavi uygulamaları
 Nörodejeneratif hastalıklarda hücresel tedaviler
 Tanı ve tedavide doku kültürleri ve organoidler

Biyomedikal ve Biyomühendislik
 Doku mühendisliği
 Biyosensörler
 3-D Biyoyazıcılar ve sağlık alanındaki uygulamaları
 Mikrobiyom araştırmaları
 Biyoenformatik/Veri Madenciliği uygulamaları
 Sağlıkta yapay zeka ve modelleme
 Medikal görüntü işleme
 İn silico ilaç tasarımı
 In vitro (vücut dışı) tanı/takip cihazları
 Mikro akışkan sistemler (Lab-on-a-chip/Organ-on-a-chip)
 Medikal görüntüleme sistemleri
 Endüstriyel tasarım
 Sertifikasyon ve MDR 2020 (Tıbbi Cihazların Ruhsatlandırılması, UTS kaydı, CE IVD/MD, IVDR /MDR)

BIO Türkiye-Uluslararası Biyoteknoloji Kongresi’nin dili Türkçe ve İngilizce olacaktır. İngilizce hazırlanmış “Bildiri Özetleri” değerlendirilerek, kabul edilenler bildiri kitapçığında basılacaktır.

BIO Türkiye Organizasyonumuzda İstanbul’da birlikte olmak dileğiyle,
Sevgi ve Saygılarımızla,

Prof. Dr. Ahmet HACIMÜFTÜOĞLU
BIO Türkiye Organizasyonu Başkanı

Dr. Mahmut TOKAÇ
BIO Türkiye Organizasyonu Genel Sekreteri

Kayıt ve güncel bilgi için    https://bioturkiye.org/

Okumaya devam et

Trend

Copyright © 2016 Bilgi Sağlık. Theme by KKtmr - webtasarimi.gen.tr